Tahkimin Temel İlkeleri #1: Kompetenz-Kompetenz İlkesi
Kompetenz-Kompetenz İlkesi: Hakemin Kendi Yetkisine Karar Verme Yetkisi ve Türk Hukukundaki Yansımaları
1. GİRİŞ
Tahkim, taraf iradesine dayalı yapısı, uzmanlık sağlaması ve çoğu durumda devlet yargılamasına kıyasla daha hızlı ve esnek bir çözüm zemini sunması nedenleriyle, özellikle ticari uyuşmazlıklarda önemini giderek artırmaktadır. Bununla birlikte, tahkim yargılamasının etkin bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak işleyebilmesi, yalnızca tarafların tahkime yönelme iradesine değil, aynı zamanda bu iradeyi koruyan ve destekleyen temel yapısal ilkelere bağlıdır. Bu ilkelerin başında, hakem veya hakem kurulunun kendi yetkisi hakkında karar verebilmesini ifade eden kompetenz-kompetenz ilkesi gelmektedir.
Söz konusu ilke, yalnızca teknik bir yetki kuralı olmayıp, tahkim ile devlet yargısı arasındaki sınırları belirleyen ve tahkim yargılamasının işlevselliğini doğrudan etkileyen temel bir prensiptir. Zira bir uyuşmazlığın tahkime tabi olup olmadığı, tahkim sözleşmesinin geçerliliği ya da kapsamı gibi hususlar, tahkim yargılamasının kaderini belirlemektedir. Kompetenz-kompetenz ilkesi, bu tür itirazların hangi merci tarafından ve hangi aşamada değerlendirileceğini düzenleyerek tahkim sisteminin sağlıklı işlemesini temin etmektedir.
2. Kompetenz-Kompetenz İlkesinin Kavramsal Çerçevesi
Kompetenz-kompetenz ilkesi, Almanca kökenli olup “yetki hakkında yetki” anlamına gelmektedir. İlke, hakem veya hakem kurulunun, kendi yargılama yetkisinin varlığı, kapsamı ve sınırları hakkında karar verebilmesini ifade etmektedir. Bu kapsamda hakem heyeti, tahkim sözleşmesinin mevcut olup olmadığı, geçerliliği, kapsamı, uygulanabilirliği ve tahkime elverişliliği gibi hususları inceleyebilir.
Doktrinde bu ilkenin iki yönü olduğu kabul edilmektedir. İlkenin pozitif etkisi, hakemlerin kendi yetkileri hakkında doğrudan karar verebilmesini ifade ederken negatif etkisi, devlet mahkemelerinin, hakem heyeti bu konuda değerlendirme yapmadan önce tahkim yargılamasına müdahale etmekten kaçınmasını gerektirmektedir. Böylece taraflardan birinin mahkemeye başvurarak tahkim sürecini geciktirmesi veya etkisiz hâle getirmesi engellenir.
Kompetenz-kompetenz ilkesi, tahkim yargılamasının temel ilkelerinden biri olarak, hakem kurullarının yargılama üzerindeki fonksiyonel özerkliğini sağlayan ve yargılamanın etkinliğini artıran önemli bir yapısal unsurdur. Bu ilke sayesinde, hakemler tahkim sözleşmesinin geçerliliği, kapsamı ve tahkime elverişliliği gibi konularda karar verebilmekte; bu da tahkim sürecinin gereksiz yargısal müdahalelerle kesintiye uğramasını önlemektedir.
3. Uluslararası Tahkim Hukukunda İlkenin Yeri
Kompetenz-kompetenz ilkesi, uluslararası tahkim hukukunun yerleşik prensiplerinden biri hâline gelmiştir. UNCITRAL (Birleşmiş Milletler Uluslararası Ticaret Hukuku Komisyonu) Model Kanunu’nun 16. maddesi, hakem kurulunun kendi yetkisi hakkında karar verebileceğini açıkça düzenlemektedir. 1958 tarihli New York Sözleşmesi ise tahkim anlaşmalarının tanınması ve uygulanmasına öncelik tanıyarak bu ilkeyi dolaylı biçimde desteklemektedir. Bunun yanı sıra ICSID (Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Merkezi) sistemi ile ICC (Milletlerarası Ticaret Odası), LCIA (Londra Uluslararası Tahkim Mahkemesi) ve SCC (Stockholm Ticaret Odası) gibi kurumsal tahkim kuralları da hakemlere bu yönde açık yetki tanımaktadır. Bu çerçevede, kompetenz-kompetenz ilkesi yalnızca teorik bir kavram değil; uluslararası tahkim uygulamasının etkinliğini sağlayan temel bir araç olarak kabul edilmektedir.
Karşılaştırmalı hukuk incelendiğinde kompetenz-kompetenz ilkesinin farklı yaklaşım ve uygulamalara tabi olduğu görülmektedir. Fransız hukuku, kompetenz-kompetenz ilkesinin özellikle negatif etkisini en güçlü şekilde benimseyen sistemlerden biridir. Fransız yaklaşımına göre, tahkim anlaşması açıkça geçersiz veya uygulanamaz olmadığı sürece devlet mahkemeleri tahkim sürecine müdahale edememekte ve uyuşmazlığın öncelikle hakem heyeti tarafından değerlendirilmesini esas almaktadır. Bu yaklaşım, tahkim yargılamasının özerkliğini ve sürekliliğini koruma amacı taşımaktadır.
ABD hukukunda ise daha dengeli ve sözleşme odaklı bir yaklaşım benimsendiği görülmektedir. Amerikan hukukunda, tahkim anlaşmasının varlığı ve kapsamı gibi eşik meseleler kural olarak mahkemeler tarafından incelenmektedir. Ancak taraflar, açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde bu tür meselelerin hakemler tarafından karara bağlanacağını kararlaştırmışlarsa, bu durumda hakemlerin yetkisi kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, özellikle First Options kararı sonrasında belirginleşmiş olup, taraf iradesine ağırlık veren bir model ortaya koymaktadır.
4. Türk Hukukunda Kompetenz-Kompetenz İlkesi
Türk hukuk sistemi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu ile kompetenz-kompetenz ilkesini açıkça benimseyerek hem iç hukukta hem de milletlerarası tahkim uygulamalarında hakemlere yetki konusunda takdir alanı tanımıştır. Bu çerçevede, hakem veya hakem kurulu; tahkim sözleşmesinin mevcut olup olmadığı, geçerliliği, kapsamı ve tahkime elverişliliği hakkında karar verebilmektedir.
Bu düzenleme ile tarafların iradelerine öncelik tanınmakta; devlet yargısının tahkim süreci üzerindeki müdahalesi sınırlandırılarak hakem yargılamasının bağımsızlığı korunmaktadır. Böylece, tahkim yargılamasının daha başında mahkemelere başvurularak sürecin geciktirilmesi veya etkisiz kılınması önlenmek istenmektedir.
Bununla birlikte, kompetenz-kompetenz ilkesi hakemlere mutlak bir yetki tanımamaktadır. İlke, genellikle tarafların hakemin yetkisine itiraz etmesi üzerine gündeme gelmekte; hakemlerin bu konudaki kararları ise nihai ve bağlayıcı nitelik taşımamaktadır. Nitekim HMK ve Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında tahkim kararlarının iptali mümkündür. Özellikle yetki aşımı veya tahkim şartının kapsamı dışında karar verilmesi hâllerinde mahkemeler denetim yetkisini kullanabilmektedir.
Bu denetim mekanizması, bir yandan hukuk güvenliğini temin etmekte, diğer yandan tahkim yargılamasının keyfiliğe dönüşmesini önlemektedir. Dolayısıyla Türk hukuku, tahkimin etkinliği ile yargısal denetim arasında dengeli bir yapı kurmaktadır.
5. Türk Yargısı Kompetenz-Kompetenz İlkesini Nasıl Uyguluyor?
Türk mahkemeleri tarafından tahkim şartlarının değerlendirildiği uyuşmazlıklarda kompetenz-kompetenz ilkesinin uygulandığı görülmektedir. Kompetenz-kompetenz ilkesinin Türk hukukundaki işlevine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.2020 tarihli ve E. 2019/4, K. 2020/1 sayılı kararında da aşağıdaki şekilde yer verilmiştir: “Tahkim kurumunun başarıya ulaşabilmesi için getirilen tahkim şartının ayrılabilirliği ve bağımsızlığı ilkesi gereğince hakemin kendi yetkisi konusunda karar verebilmesi kabul edilmiş; HMK’nın 422. maddesinde getirilen bu düzenleme ile tahkime sürat kazandırarak tahkimin ilerleyen aşamalarında yetki itirazı ile karşılaşılmasının ya da tahkim şartının geçersizliğini ileri sürerek tahkimi bertaraf etmenin önüne geçmek amaçlanmıştır…” Anılan kararda, tahkim kurumunun başarıya ulaşabilmesi için tahkim şartının ayrılabilirliği ve bağımsızlığı ilkeleri gereğince hakemin kendi yetkisi konusunda karar verebilmesinin kabul edildiği vurgulanmıştır. Ayrıca HMK m. 422 ile getirilen düzenlemenin tahkime sürat kazandırmayı ve tahkim yargılamasının ilerleyen aşamalarında yetki itirazı ileri sürülerek sürecin bertaraf edilmesini önlemeyi amaçladığı açıkça ifade edilmiştir.
Örneğin, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 28.05.2019 tarihli ve E. 2019/52, K. 2019/261 sayılı kararında, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinde yer alan “arbitrasyon gerekirse Londra’da yapılacak ve İngiliz Hukuku kuralları ana kanunlar olarak geçerli olacaktır” şeklindeki tahkim kaydı için davalı taraf, “gerekirse” ibaresinin tahkim iradesini belirsiz hale getirdiğini ileri sürmüştür. Mahkeme ise tarafların tacir sıfatına sahip olduğunu göz önünde bulundurarak sözleşmedeki bu ifadenin basiretli tacir ilkesi çerçevesinde “uyuşmazlık halinde” şeklinde anlaşılması gerektiğini kabul etmiştir. Ayrıca mahkeme, tahkim şartının ayrılabilirliği ilkesine de atıf yaparak, tahkim şartının geçerliliğine ilişkin değerlendirmenin asıl sözleşmeden bağımsız biçimde ele alınması gerektiğini, bu konuda karar verme yetkisinin ise kompetenz-kompetenz ilkesi uyarınca hakem heyetine ait olduğunu belirtmiş ve tahkim itirazını kabul ederek görevsizlik kararı vermiştir
Bu kapsamda istinaf edilen karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nin 19.12.2019 tarihli ve E. 2019/1503, K. 2019/1611 sayılı kararı ile onanmış olup, Bölge Adliye Mahkemesi, tahkim yerinin Londra, uygulanacak hukukun ise İngiliz hukuku olarak belirlenmiş olmasının tahkim iradesine engel olmadığını vurgulamış; geçerli bir tahkim şartının bulunup bulunmadığını belirterek karar verme yetkisinin ise kompetenz-kompetenz ilkesi uyarınca hakem heyetine ait olduğunu teyit etmiştir. Kararda, tahkim anlaşmasının geçerliliği bakımından tarafların yazılı tahkim iradesinin ve uyuşmazlığı hakem önüne götürme yönündeki iradelerinin esas olduğu ifade edilmiş; sonuç olarak geçerli bir tahkim şartı bulunduğu kabul edilerek tahkim itirazı yerinde görülmüştür.
Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Türk mahkemelerinin tahkim iradesini daraltıcı değil, mümkün olduğu ölçüde geçerliliğini koruyucu biçimde yorumlama eğiliminde olduğu söylenebilir. Bu yaklaşım, kompetenz-kompetenz ilkesinin özellikle negatif etkisinin Türk uygulamasında da işlevsel biçimde benimsendiğini göstermektedir.
Nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 02.11.2015 tarihli ve E. 2015/4467, K. 2015/11347 sayılı kararında, bir sözleşmede yer alan tahkim şartının hükümsüzlüğünün mahkemece tespit edilmesi talep edilirken Yargıtay, HMK m. 422 uyarınca tahkim sözleşmesinin geçersizliğine ilişkin itirazların öncelikle hakem heyeti tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirterek görevsizlik kararını onamıştır. Bu karar, Yargıtay’ın tahkim şartına yönelik geçerlilik itirazlarının doğrudan mahkeme önünde değil, öncelikle hakemler tarafından ele alınması gerektiğine karar vermesi yönünden kompetenz-kompetenz ilkesi bakımından önemlidir.
Bunun yanında, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin E. 2017/4281, K. 2018/1519 sayılı kararında, hakem kurulunun tahkim şartının geçerliliği hakkında karar verebileceği, ancak bu kararın iptal davası kapsamında mahkeme denetimine tabi olduğu ifade edilmiştir. Yine Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin E. 2014/3274, K. 2015/3439 sayılı kararında, hakem kararlarının tahkim sözleşmesinin kapsamı dışında verilmesi halinde iptal edilebileceği kabul edilmiştir. Bu kararlar, Türk hukukunda kompetenz-kompetenz ilkesi benimsenmekle birlikte hakemlerin kendi yetkileri konusunda karar verme yetkisinin yargısal denetime tabi olduğunu ve iptal davasına konu olabileceğini göstermektedir.
Öte yandan, tahkim iradesinin açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması gerektiği de Yargıtay tarafından vurgulanmaktadır. Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 08.11.2023 tarihli ve E. 2023/1944, K. 2023/3131 sayılı kararında, taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesinde hem tahkim yoluna hem de devlet mahkemelerine atıf yapılması nedeniyle tahkim iradesinin açık ve kesin olmadığı sonucuna varılmış ve bu nedenle tahkim şartı geçersiz kabul edilmiştir. Bu karar, kompetenz-kompetenz ilkesinin ancak geçerli ve açık bir tahkim anlaşmasının varlığı halinde işletilebileceğini göstermesi bakımından ayrıca önem taşımaktadır.
6. SONUÇ
Kompetenz-kompetenz ilkesi, tahkim yargılamasının işleyişinde merkezi bir rol üstlenmekte olup, hakemlerin kendi yetki alanlarını belirleyebilmesini sağlayan temel bir yapısal mekanizma olarak öne çıkmaktadır. Bu ilke sayesinde tahkim süreci, özellikle yetki itirazları üzerinden yürütülebilecek geciktirici yargısal müdahalelerden korunmakta; taraf iradesine dayalı çözüm mekanizmasının hızlı, etkin ve kesintisiz şekilde işlemesi temin edilmektedir.
Türk hukuk sistemi, söz konusu ilkeyi hem normatif düzlemde hem de yargı içtihatları aracılığıyla açık biçimde benimsemiş; hakemlere yetki konusunda öncelikli karar verme imkânı tanırken, bu yetkinin sonradan sınırlı bir yargısal denetime tabi tutulmasını öngörerek dengeli bir yapı kurmuştur. Bu yaklaşım, tahkim yargılamasının özerkliğini zedelemeksizin, hukuk güvenliğini de koruyan çift katmanlı bir denetim mekanizmasına işaret etmektedir.
Bu çerçevede Türk hukukunda kompetenz-kompetenz ilkesini doğrultusunda hakemlerin öncelikli yetkisinin esas alındığı; ancak bu yetkinin geçerli bir tahkim anlaşmasıyla temellendirilmesini ve nihayetinde sınırlı yargısal denetimle kontrol edilmesini öngören dengeli bir model benimsemektedir. Bu model, bir yandan tahkimin etkinliğini ve cazibesini güçlendirirken, diğer yandan hukuk devleti ilkesinin vazgeçilmez unsurlarından biri olan yargısal denetimi muhafaza ederek sistemin bütünlüğünü sağlamaktadır.
@Sena GÜNGÖRDÜ
Bizimle temasa geçin